Doğum Hikayem | Sade Aydınoğlu

22 Ocak 2019
dogum_hikayem

“Küçük Helikopterim” perşembeyi cumaya bağlayan karlı bir gecede, 27 Ocak 2017 tarihinde sabah 04:12’de 3.200 gram olarak dünyaya geldi. Böyle yazınca bir anda doğmuş ve bitmiş gibi ne kadar da açık bir pembe geldi bana bile, fakat öncesi baya meşakkatliydi.

Bu yazı ile birlikte size gerçekten tüm ayrıntılarıyla doğum hikayemi anlatmaya başlayarak Miss Sade ile ilgili yaşadıklarımı her salı bloga koymaya karar verdim.

Hepsi bu kadar uzun olmayacak diye umut ediyorum ama doğumum uzundu ne yapalım. 🙂

Şimdi hamile olanlara ya da normal doğum yapmayı planlayanlara önceden uyarımı yapmak isterim. Benimki oldukça zor bir doğumdu ve ben kendi tecrübemi anlatacağım. Seninki benimle aynı olmayabilir. Herkesin hikayesi farklı olacak bunu unutmadan oku lütfen. Eğer etkileneceğini düşünüyorsan sen bu yazıyı atla, haftaya beni okumaya başlarsın…

“Eh, tabii ki her insan farklıdır, biraz da eğlence, hem seninkini de merak ettim” diyenler içinse hazırsan başlıyorum…

Kız Bebekler 38. Haftada Doğar mı?

Normal şartlarda ve normal doğumlarda bebekler için doğumun maksimum 41. haftada gerçekleşmesi beklenir. Kulaktan dolma bilgilerle de eğer kız bebek bekliyorsan genelde 38. haftada doğum gerçekleşir. Herkes böyle diyordu. Ooo sen geciktiysen kesin erkek, diye bir de anlamsız konuşmalara şahit oluyordum.

Her neyse ben tam da 38. Haftada doğum yaparım hayaliyle programlarımı yapmıştım. O zamanlar oturduğum ev doğum yapacağım hastaneye fazlasıyla uzaktı ve Arı beni riske atamayacağı için –trafikte o doğururmuş benim yerime olmazmış- ben işten ayrıldıktan sonra annemde kalmaya başladım.

Eh, 37. haftada işten ayrıldım ve maksimum bir hafta kalırım doğum olur hemen eve dönerim düşüncesindeydim. Ben nereden bileyim doğumun 42. haftada gerçekleşeceğini. Bilseydim tam 1 ay sonra doğuracağımı evimde keyif yapardım, kendime dönerdim, blog yazardım, gezerdim. Annemde de rahattım ama insanın kendi evi meselesi işte.

Neyse konuya dönersek bir türlü doğuramıyorum. Zaten “Küçük Helikopterim” doğmasaydı artık suyuma göre mecburi sezaryen olacaktım. Olsa mıydım acaba? Neyse bu konuyu sonra detaylandıracağım.

Ben beklerken artık son günlerim olduğu için daha sık kontrole gidiyordum ve suyuma bakılıyordu. O sıralarda sömestr tatili olacağı için sevgili doktorum Herman Bey her yıl çıktığı tatile çıkmadan önce onunla doğumu gerçekleştirmek istiyordum. Ama olmadı çünkü “Küçük Helikopterim” yattığı yerden kalkamadı. Fakat Herman Bey beni öyle bir doktora emanet etti ki hiç sorun yaşamadım. Zaten kendisi Herman Bey’in eşinin de doğum doktoruymuş, yani emin ellerden başka bir emin ellerdeydim.

Sevgili canım doğum doktorum Arzu Çağdaş’ın o saçma sapan ağrılar içinde benimle sakince konuşma ses tonunu hiç unutamayacağım.

Neyse doktorlarıma sevgimi sonra sunacağım, yine özneyi kaybetmeden hikayeme dönüyorum.

Doğumun Habercisi “Nişan” Nedir?

24 Ocak tarihinde kontrolüm vardı. NST’ye bakıldı, kalp atışları süper, bir iki kez sancı girmiş ben anlamadım bile ve her şey harika suyum da var bekliyoruz hala ki helikopterin pervaneleri çalışsın da gelsin tanışalım. 26 Ocak tarihinde eğer hala doğurmadıysam yine kontrolüm vardı.

Ve tabii ki doğurmadım ama 25 Ocak tarihinde sabahtan akşama kadar belimde sürekli ağrı ve hafif kasılmalarla günü geçirdim ama düzenli bir sancı olmadığı için ve artık doğurmaktan ümidi kestiğim için üzerinde durmadım. Fakat akşam üzeri doğumun başladığının ilk sinyali geldi. Ta daaa eski insanların deyimiyle nişanım geldi. Nişan doğumun habercisi olarak da bilinir.

O an tam olarak şunu hissettim “oh be kurtuluyorum” ile “hass şimdi ne yapacağım” arasında bir duygu. Hem hemen olsun istiyordum hem de korkudan ödüm patlıyordu.

Nişan Gelince Hemen Doğum Başlar mı?

Tabii ki biliyordum doğumun başlamadığını çünkü doğumdan önce Anneysen.com’a bir sürü içerik hazırlamıştım. Zaten benim sancılarım bile yoktu, ağrım ve kasılmalarım vardı sadece. Hemen Arzu hanıma mesaj attım. O da bebeğin hareketlerini ve bir iki şey sordu ve sonra her ihtimale karşı NST için hastanenin yolunu tuttum. O günlerde aşırı kar vardı bu gece gelirsem ertesi gün kontrolünü de yapmış olurduk diye konuştuk. NST sonucunda sancılar vardı ama doğum başlamamıştı.

Hastanede o gün bulunan nöbetçi doktor nişan gelmesini şöyle açıklamıştı: Artık doğumunuz yaklaştı bugün de olabilir, 3 gün sonra da. Henüz bebek doğum yolunda değil ama isterseniz yatıralım sizi.” dedi. No thanks dedim. Hiç hastanede boş boş bekleyemezdim. Zaten sancılarım 5 dakikada bire inmedikçe hastaneye gitmeyi düşünmüyordum.

Doğum Sancısı Nasıl Bir Şey?

O gece yarım saatte ya da 40 dakikada bir belimde mükemmel bir sancı ile hiç uyumadım. Doğum sancısının tarifini herkes çok şiddetli regl sancısı olarak tarif ediyor ama ben bilmiyorum benim öle sancılarım yok.

Bana göre doğum sancısı ağrı girdiğinde beline bir bıçak saplanıyor sonra bıçağı döndürüyorlar ve bitiyor. Saniyelik ile dakikalık arası bir şey. Abartıldığı kadar asla değil bana göre. O an tamam gerçekten çok sıcak hissediyorsun ve canın yanıyor ama o kadar sonra normal hayat.

Doğuma giderken arabada sancılarım arttığında Arı sorduğunda sancı girdiğinde Maldivler kadar sıcak bittiğindeyse Kars kadar soğuk diye betimlemiştim. Aynen öyle bir şey. Sen ne düşünürsün bilemiyorum ama doğum sancısı abartılmış bence. Tabii gerçek sancı böyle sunisi değil.

O gece uykusuz bir sabaha uyandığımda artık sancılarım düzenli bir şekilde her yarım saate bir yokluyordu. 4 saat öyle geçti sonra 15 dakika bire düştü. Hen hen resmen geliyordu artık o zamanların “çıkıntı”sı. Tabii öyle sancılar hemen 5 dakikaya inmiyor. Ben tüm zamanımı mümkün olduğunca evde geçirmek istedim. Artık saat 19:30 olduğunda düzenli bir şekilde 5 dakikada bir sancım oluyordu ve son 3 saattir Arı’yı zor tutuyordum ve gittik hastaneye.

O gece nöbetçi doktor benim tipime baktığında her ufak sancıya hastaneye gelen hamilelerden sandı beni dikkate almadı önce. Çığlık mı atsaydım bilemedim ki 🙂 Sonra sancı şiddetini görünce hemen yatırıyoruz sizi diyen suratını hiç unutmayacağım.

Suni Sancı Nedir?

Neyse buraya kadar herkesin yaşadığını yaşadım bence. Bundan sonrası bana özel çünkü bir türlü sancım arttığı halde doğmaya niyetlendiremediğim için “Küçük helikopterim”i ve vücudum da yorulduğu için gece 23.30’da –ki buraya kadarki sancılar aşkmış meğer- suni sancı vermek zorunda kaldılar. İşte bütün acı ondan sonra başladı diyebilirim.

Yalancı ya da yapay sancı da denilen suni sancı, doğumun başlamasının birtakım sebeplerle gerçekleşmediği durumlarda normal doğumun ilaç ile başlatılmasıdır aslında.

Suni sancıyı Herman Bey hiç vermek istemediğini belirtmişti bana. Fakat anne çok yorulduğunda ve uzun süren normal doğum vakalarında annenin daha fazla yorulmaması ve bebeği hayat ile tanıştırabilmesi için gücü olabilmesi için (ıkınabilmek için gücü olması anlamına geliyor) vermek zorunda kalabiliyoruz demişti. Merhaba ben tam olarak anlattığı kişiydim.

Suni sancı verildiğinde artık Kars kalmadı her yer ne yazık ki Maldivlerdi. Yani suni sancı hiç bitmeyen sancı demek bana göre. Çünkü o muhteşem bıçak darbesinin bir süre sonra biteceğini biliyordum ama suni sancı işleri hızlandırmak için olduğu için sancı bitmiyor tam bitiyor gibi olurken hooop tekrar yükseliyordu. Saniyeler içinde kaç kez bıçaklandım bilmiyorum 🙂

Bu şekilde doğum gerçekleşene kadar saatler yıllar gibi geçti. Arada pes ettim, kendimden geçtim, yoruldum, sıkıldım, herhalde ben bu işi başaramayacağım dedim ve pes, sezaryen kazandı, sezaryene alın beni, dedim ebelere.

İşte o noktada ne kadar doğru bir doktora emanet edildiğimi anladım. Arzu Hanım tam bir destek ünitesi gibi “Hayır, Sinem Hanım bu kadar dayandınız 2 saat daha dayanın lütfen, sonra pişman olacağınıza eminim.” dedi. Kararı sanki bana bırakmış gibiydi ama ben alt metni anlamıştım 🙂 Valla bilemiyorum olurdum da herhalde çünkü normal yollardan olsun istemiştim her şey! Hayatımda bir kere doğum yapacağım o da normal olsun diye düşünmüştüm.

Sonunda Doğurdum…

Sonra artık son düzlükte odadan doğum odasına gittim ama o sıralar hiç kendimde değildim. Ben doğuma kimseyi istememiştim, sadece doktorum ve ekibinin olmasını istiyordum ama durumum biraz kötü olduğu için Arzu hanım annemi de almış doğuma. Ben fark etmedim bile 🙂

Hani hep derler ya doğum odasında 10 dakika maksimum. İste öyle gerçekten ama o 10 dakika da yine çıkmıyor, yapıştı karnıma çıkmıyor. Artık son çare nöbetçi doktor da geldi yardıma. :)Ve saat tam 04:12’de nefes almaya başladı ve tanıştık Miss Sade ile.

Normal doğum gerçekten çok enteresan bir şey! O ana kadar olan birçok şey flu bende. Annemlerin, Arı’nın anlattığı odadaki hallerimin %90’ını hatırlamıyorum ama ne zaman doğum oldu ve doktorun elinde o komik ayakları gördüm hooop ışıklar açıldı. Sanki 2 gündür o sıkıntıları yaşayan ben değilmişim gibi aydınlandı tüm dünya. Bir döndüm uzakta annem var. Seni kim aldı içeri, dedim. Kızacağım neredeyse o kadar iyiyim yani. 🙂

Sonunda Doğurdum ama O Da Ne!

Normal doğumun en güzel tarafı bebeği hemen kucağına vermeleri, anne bebek bağı orada başlarmış falan diye de bir heveslenmiştim aslında normal doğuma. Oh dedim yaşayacağım bu anı derken Arzu Hanım’dan şöyle bir cümle: Sinem Hanım bebeğinizi kucağınıza veremiyorum çünkü mekanyum yutmuş hemen ayırıyoruz sizi”. Haydi eee hani normal doğumda biz tanışacak bağımız güçlenecekti. Annelik öyle ilk hissedilecekti. Hoooop kaldı mı bağ kucağımda. Hay dedim böyle işi, boşuna normal normal doğurdum 🙂

Hemen doğuma giren muhteşem çocuk doktoru ilk müdahale ile “Küçük Helikopterim”in ilk yemeğini midesinden temizledi, odada ilk müdahale yapıldı. Sonra hemen yıkamak için götürmeden önce çocuk doktoru yanıma getirdi, yaklaştırdı (kucağıma vermediler yıkanması gerekiyordu çünkü) ve gülümseyerek “İşte kızınız” dedi. Bende eh, kucağıma verilmemiş bebekle ne bağım olacak tabii odada gülümsemeye sebep olan iki cümle çıktı ağzımdan, sadece “Hey Baby” diyebildim. İşte bu bizim ilk karşılaşmamızdı.

Şu kadarını söyleyebilirim ki doğum olur olmaz tarifsiz bir annelik duygusu, gözyaşları, mutluluk, sevinç doğmadı bana. Ben sizin bildiğiniz annelerden olamayacağım sanırım. Gerçi Firdevs hanım gibi de olmayacağım da araf işte. İlk hissettiğim duygu ohhhhhhh beeeee idi. Ciddi bir oh be, kurtuluş, tüm o sıkıcı sürecin bitimi… Tam olarak bunları hissettim.

Şimdi sadece anı olarak kalan böyle bir doğum süreci yaşadım. Doktorlarımın ikisi de şahaneydi. Arzu Hanım yanımda, Herman Bey’de ertesi sabah çok uzaklardan beni telefon ile arayarak inceliğini gösterdi. Hastane, ebeler, hemşireler hepsi hiç istemediğim halde kraliçe gibi davrandılar bana. Anne olunca böyle oluyormuş.

Bunu hep söyleyeceğim. Anne olunca yeniden doğmadım, bambaşka biri de olmadım ama

Hikayem seninle başladı…

Sinem

 

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply